03 Kasım 2009 Salı

kabak tatalısı,hebirnebir miyim neyim?

kabak tatlısı

dünden bu yana karın ağrısı çekiyorum.üstelik bu akşam sanki mide bulantısı da eklendi.hatta burnuma sorarsanız çoktaaan tıkandı,boğazım öksürmek için fırsat kolluyor ve bunlardan sadece ilki gerçek ötekilerin hepsi psikolojik:))(yani öyledir inşllh)

cümle haber programlarında pompalandığı yetmezmiş gibi gündelik hayatta da kiminle iki kelam etmeye kalksanız mevzu hemen şu meş'um gribe gelip dayanıyor ( bu arada bu satırı yazarken bi kere öksürdüm hafiften:)yok yok ciddi anlamda boğazım gıcık yapıyor)günlerdir kendi adıma değilse de çocuklarım adına diken üzerindeyim doğrusu. haftaiçi hergün binlerce insanla aynı kampüste, yüzlercesiyle aynı koridorda ve her 2 saatte bir bu insanların farklı kombinasyonlarıyla aynı sınıflarda bulunuyorum.el yıka yıka nereye kadar?hala bir maskem yok.(yarın alalım içses,hatta çocuklar için de alalım.al leyya en azından senden korunurlar :))sağol içses !!!)kendimi potansiyel ayaklı 'hebirnebir' mikrobu gibi görmeye başladım.

neyse işte psikolojik anlamda çoktaaan hebirnebiri kaptıysam da dünden beri karnım da ağrımaya başlayınca oturdum şuraya google google elinde hebirnebir hakkında sağlam bilgi var mı dedim .toplamda bir milyondan fazla sonuç çıkarıp koydu önüme:))var mı böyle bişey?(bu arada yazdıklarımı arada gözden geçiriyorum,düzeltilmesi gereken birsürü harf hatası yapmışım veaaa belirtiler arasında bilinç sulanması da vardı)uzatmıyim şu vaktin yok zamanında oturdum sayamadığım kadar hebirnebir haberi okudum en nihayetinde beni bilgilendirme açısından yüksek oranda tatmin edici bilimsel bir yazı buldum aldım sayfama yapıştırdım..üşenmeyin okuyun valla.yok önce tarifi yazayım zaten bilincimde duman duman üstüne:)

2 kg kabak
1kg şeker
kabağı eşinize bi güzel soydurup doğratıyorsunuz. haa pazarda ayıklanmış satıyorlar değil mi:)siz dilini sevmedim ben diliyle devam ediyorum.tencereye bir kat kabak yerleştirip üzerine şekeri ekledim, sonra yine bir kat kabak dizip yine şekeri ekledim böylece çıkabildiğim kadar kat çıktım:))ardından tencerenin kapağını kapatıp 3 , 4 saat kadar kabağın sulanması için beklettim.(keşke''işte o an'' resmi olsaydı.)kabak sulanıp şeker eridiğinde tencereyi ocağa oturtup pişme sürecini başlattım. kısık ateşte 45 dakika kadar pişip kabaklar hayli yumuşadıktan sonra onları alıp tek tek fırın tepsisine dizdim,tencerede kalan suyu üzerlerine gezdirdim ve 160 derece kabaklar güzelleşinceye)):kadar fırınladım ki bu süre genellikle yarım yarım saati buluyor.(şekeri az gelmişse fırınlama aşamasından evvel de şeker ekleyebilirsiniz)
servis önerisi yok yine tencereden buyrun:))yalnız yanında kaymaksız gitmez bilesiniz...

orda bir köy var...


üşenmeyin okuyun bölümü;

Paniğe kapılmayın, virüsle yaşamayı öğrenin Domuz gribi tartışmaları hız kesmeden devam ederken, H1N1 virüsünün etkinliği kışın daha da artacak. Dolayısıyla domuz gribiyle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Her şey geçtiğimiz nisan ayında Meksika’nın La Gloria kentinde yaşayan 5 yaşındaki Edgar Enrique Hermandez’in kanında H1N1 virüsünün ortaya çıkmasıyla başladı. Tüm dünya bu vesileyle ‘domuz gribi’ ile tanıştı. Hastalığa yakalananların sayısı arttıkça da panik havası oluştu. Haber bültenleri ‘son dakika’ anonslarıyla yeni vaka sayılarını duyurarak tedirginliği daha da tırmandırdı. Vatandaşlar gelişmelerden rahatsız olsa da normal hayatına devam etmek zorunda kaldı. Günde birkaç kez toplu taşıma araçlarını kullandı, hastaneye gitti, iş yerinde arkadaşlarıyla aynı ortamı paylaştı, kapalı mekânlarda bulundu, evine gelen misafirlerle kucaklaştı, okula gidip gelen çocuğunu her zamanki gibi öptü, kokladı.

İlk andan itibaren titizlikle hareket eden Sağlık Bakanlığı, domuz gribi aşılarını geçen günlerde Türkiye’ye getirdi. Bu sefer de ‘aşı yapılmalı mı, yapılmamalı mı?’ tartışmaları baş gösterdi. Anlayacağınız sıkıntımız birken bine çıktı. Oysa bilinenin aksine normal grip mikrobu, domuz gribinden 7-10 kat daha tehlikeli. H1N1, ancak domuzdan insana bulaştığında öldürücü. Şimdilerde ortalıkta dolaşan mikrop ise insandan insana bulaşan türden. Domuz gribi virüsü; insan, domuz ve kuş gribi mikroplarının karışımından meydana geliyor. Sorun ise insanların H1N1 mikrobuna karşı bağışıklığının olmaması.

Hastalık solunum yoluyla bulaşıyor ve hızla yayılıyor. İşte tüm dünyanın tedirginliği de bu noktada başlıyor. İnsanlar evden dışarı çıkmadan hayatını idame ettiremeyeceğine göre yeni tanıştığımız bu virüsle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Kafa karıştıran onlarca tartışmayı bir kenara bırakıp H1N1’e yakalanmadan sağlıklı kalmanın yollarını bulmak elzem görünüyor. Peki nasıl?

AŞI OLMALI MIYIZ, OLMAMALI MIYIZ?

Domuz gribi Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi (salgın) olarak nitelendiriliyor. Bunun sebebi; nüfusun yeni bir hastalıkla karşılaşması, virüsün insanlara kolaylıkla, hızla bulaşması, tehlikeli bir hastalığa yol açması. Uzmanların bir kısmı bu pandemiden korunmanın tek yolu olarak aşıları gösterirken, muhalif kanat ‘aşı kesinlikle yapılmamalı’ diyor.

Sübjektif değerlendirmeleri bir kenara bırakarak aşıların hayatımızdaki önemine değinmekte fayda var. Onları anlayabilmek içinse bağışıklık sisteminin işlevini bilmek şart. İnsan vücudunun amacı her koşulda kendini korumak. Güneş ışınlarına maruz kalınca tenimizin koyulaşması da, nefes borumuza bir şey kaçınca öksürmemiz de bunun bir sonucu.

Hayatımızda sadece bir kez kabakulak, kızamık, suçiçeği gibi hastalıklara yakalanırız. Peki, nasıl oluyor da bu rahatsızlıklar bir daha tekrar etmiyor? Bu sorunun cevabını uzmanlar bağışıklık sistemi ile izah ediyor. Buna tıp dilinde aktif doğal bağışıklık deniyor. Hastalığı geçirirken vücudumuz bu hastalığın mikrobunu yenebilmek için uğraş veriyor, bazı hücreler (antikor) üretiyor ve onlar yardımıyla hastalığı yeniyor. Geriye ise kanımızda bu mikrobu tanıyan hücreler kalıyor. Tekrar aynı mikropla karşılaşınca da bu akıllı yapılar (hücre) hızla çoğalarak kötü mikropları bertaraf ediyor. Böylece bazı hastalıkların tekrarlanması önleniyor. Aynı sistemi hastalık geçirmeden oluşturmak için aşılamadan faydalanılıyor, bu işlem ‘aktif edinsel bağışıklık’ diye de tanımlanıyor.

Aşılarda anlaşılması gereken diğer bir konu da oluşturulması istenilen bağışıklığın her zaman kesin olmaması. Yani bir kişi aşılanmasına rağmen hastalanabiliyor. Bunda aşıların koruyuculuk oranı önemli. Yüzde 100’e yakın koruyuculuğu bulunanlar olduğu gibi yüzde 60 dolaylarında kalanlar da mevcut. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre, bir doz Pandemik A (H1N1) aşısı 10-17 yaş arasındaki çocuklarda yüzde 76 koruma sağlarken, rakam 3-9 yaşa düştüğünde bağışıklık etkisi yüzde 36’ya geriliyor. 6-35 aylık bebeklerde ise koruma ancak yüzde 25 sağlanıyor.

SALGININ AŞIYLA KIRILMASI ŞART

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Atahan Çağatay, mesleği gereği ‘riskli grup’ta bulunduğu için aşı yaptıracağını söylüyor. Aynı zamanda İl Sağlık Müdürlüğü’nün İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki grip sorumlusu olan Çağatay, tüm kıtalarda görülmüş ve hızla yayılan bir salgından bahsedildiğini, tedbiri elden bırakmamak gerektiğini düşünüyor: “Hastanedeki hekim arkadaşlarımın da kafası karışık. Herkes ‘Yaptıralım mı?’ sorusunu yöneltiyor. Son 15 yıldır beni hiç aramamış arkadaşlarım bile görüşümü almak için bana ulaştı. Riskli gruplar ilk gelen aşılardan muhakkak yaptırmalı. Türkiye iyi durumda ama ciddi bir salgın varmış gibi düşünülmeli. Salgının bir şekilde kırılması şart. Seneye tekrarlayabilir çünkü. 10 milyon insan hastalansa bir kısmı da vefat etse ortaya çıkacak iş kaybı yeni bir ekonomik krizin zeminini hazırlamaya yeter de artar bile.”

Domuz gribi aşısı deyince herkesin zihnindeki sorular birbirinin aynısı: “İçindeki cıva ne kadar zararlı?” Doç. Dr. Atahan Çağatay, uzmanlarca çok da dillendirilmeyen bir noktaya dikkat çekiyor: “Aşılar ‘canlı ve cansız mikroplardan yapılanlar’ diye ikiye ayrılır. Grip aşısı ikinci kategoridendir. Cıva son on yıldır Türkiye’de kullanılmış tüm cansız aşıların içinde bulunuyor. Bu madde, cansız mikropların içinde kalması muhtemel canlı mikropları öldürmek için kullanılıyor. ABD’de 7 çocuktan biri otistik. ‘Cıvanın bunda etkisi var mı?’ diye araştırmalar yapılıyor. Fakat henüz kanıtlanmış bir şey yok.”

H1N1 aşıları; sağlık personeli, 6-36 aylık bebekler, hamileler, şeker hastaları, ağır organ yetmezliği çekenler, kronik akciğer hastaları, öğrenciler, herhangi bir sebeple bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar ile 65 yaş üstü yaşlılara öncelikli şekilde yapılacak. Yalnız, riskli vatandaşların içinde en çok tartışılan grup hamileler. Sağlık Bakanlığı hamilelikleri müddetince bağışıklık sistemi zayıfladığı için hastalığa yakalanma riski artan anne adaylarına özel 1 milyon doz ‘adjuvansız aşı’yı aralık ayında Türkiye’ye getirecek. Hamilelere vurulacak bu özel aşılarda da belli oranda kafa karışıklığı var: “Normal vatandaşlar adjuvanlı aşı vurulurken hamileler niçin adjuvansız aşı vuruluyor? Aşının gebeler üzerinde yan etkisi var mı?”

Aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde adjuvan. Türkiye’de gebelere uygulanacak aşılar adjuvan yerine skualen maddesi içeriyor. ABD’deki aşılarda adjuvan bulunmazken, Avrupa’daki aşılar adjuvanlı. Uzmanlar, ‘’Adjuvana bağlı yan etki görülebilir mi?’’ sorusuna kesin yanıt verememekle birlikte şunları dile getiriyor: “Gerçekleşme oranı düşük ihtimaller nedeniyle insanların aşıdan mahrum kalması doğru değil. Yan etkinin olup olmayacağını şimdiden bilmek mümkün değil.”

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seracettin Çom ise “Adjuvansız aşılar diğerlerinden 4 kat daha pahalı. Avrupa dâhil tüm ülkeler bunu tercih ediyor. Aynı parayla 4 kat fazla insan aşılanabilir. Bunu düşünmek zorundayız.”

Halk, “ABD kullanmadığına göre bunda bir iş var!” dese de gerçek öyle değil. Amerikan yasalarında adjuvansız aşı kullanılması şartı var. Kanunlar izin vermediği için bu aşının alımını gerçekleştiremiyorlar.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yıldız Tanrısever de bazı hekim arkadaşlarının sağlık uygulamalarında titizliğiyle tanınan İngiltere’ye göre tavır alacağını belirtiyor: “Hastalarıma bu konuda bir yönlendirme yapmıyorum. Mikroplardan kaçmak günlük hayatımızda mümkün değil. Aşılar da yüzde yüz bağışıklık sağlamıyor. Dolayısıyla kendimizi korumayı öğrenmek durumundayız. Hamileler beslenmelerine ve hijyene dikkat etmeli, gripli kişilerden uzak durmalı, onlarla temas etmemeli, vücutlarında herhangi bir halsizlik hissettiğinde dinlenmeli, rahatsızlıkları 3 gün içinde geçmeyenler hekime başvurmalı.”

Kimler hemen doktora gitmeli?

ÇOCUKLARDA

Hızlı nefes alıp verme ya da nefes darlığı Ciltte morarma Halsizlik Geçmeyen ağrılar, düşmeyen ateş Öksürük

YETİŞKİNLERDE

Solunum yetersizliği Göğüste ve karın bölgesinde baskı ve ağrılar Ani baş dönmeleri Sıklıkla kusma Bilinç bulanıklığı

Okula giden çocuklar H1N1’den nasıl korunur?

Yetişkinler nispeten korunma yollarını öğrenseler de özellikle anne babalar okula giden çocukları için endişe ediyor. Önümüzdeki günlerde domuz gribi vakası sayılarının da artacağı öngörülürken Memorial Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kenan Keskin ebeveynlere şu tavsiyelerde bulunuyor:

Çocuklar okulda birbiriyle daha az temas kuracakları oyunlara yönlendirilmeli. Arkadaşlarıyla sarılma ve öpüşmeden kaçınmalı. (Grip, hastalıklı birine bir metreden daha yakın olduğunuzda insandan insana bulaşır. Öğretmenlerin çocukları bu konuda uyarmaları gerekir.) Ellerini sık sık, özellikle öksürdükten veya hapşırdıktan sonra su ve sabun ile yıkamaları söylenmeli. Çocuklara öksürürken veya hapşırırken ağızlarını kâğıt mendil ile kapatmaları gerektiği öğretilmeli, mendil kullanımı özendirilmeli. Hasta olma ihtimali bulunan birisi ile temas eden çocukların ellerini göze, burna veya ağza sürmemeleri gerektiği anlatılmalı. Hasta kişilerle yakın temastan uzak tutulmalı çocuklar. Temas zorunlu ise maske ve eldiven kullandırılmalı, ardından eller su ve sabun ile yıkanmalı. Hasta çocuklar kesinlikle okula, dershaneye gönderilmemeli.

Bağışıklık sistemimiz nasıl güçlenir?

Hastalıklara neden olan mikro organizmalarla savaşmak ve iyileşme sürecini yönetmek bağışıklık sisteminin işi. Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz ne kadar güçlüyse hastalanma ihtimalimiz o kadar az. Zayıf bağışıklık sistemi bulunanlar genellikle halsizlik, sık tekrar eden hastalıklar, iltihaplanma, alerjik reaksiyonlar, yaraların yavaş iyileşmesi, kronik ishal gibi rahatsızlıklar yaşar. Domuz gribi virüsünün ileriki aylarda varlığını daha da hissettireceğini söyleyen hekimler bağışıklık sisteminin güçlendirilmesiyle hastalıktan korunmanın mümkün olabileceğini söylüyor. Bağışıklığı güçlendirici besinler aslında yanı başımızda. Fakat çoğumuz bunların ne işe yaradığını pek bilmiyoruz.

Mum ağacı; boğaz yaraları, öksürük, soğuk algınlığı ve grip için kullanılabilir, antibiyotik özelliklere sahiptir. Sarımsak ve soğan 30 tür bakteriye, virüse, parazit ve mantara karşı etkili. Ekinezya bağışıklık sistemini ve lenf sistemini kuvvetlendirir. Altınmühür (Goldenseal) bitkisi bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Vücudu toksinlerden temizler. Antibakteriyel özelliklere sahiptir. Ağız içindeki mikropların ölmesini sağlayan karanfil günde 4-5 kez ağızda yarım saat kadar tutulup atılmalı. Limon, portakal, çilek, greyfurt, kivi, dolmalık biber, enginar, brokoli, fasulye, maydanoz, kuşburnu ve ahudududa bol miktarda C vitamini; ayçiçeği, zeytinyağı, fındık, badem, soya, ceviz, fıstık türlerinde de E vitamini çoktur. Bunlar bağışıklık sistemini güçlendirir. Zencefil bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücuttan mikropların atılmasına yardımcı olur. Suda kaynatılarak veya bir çay kaşığı zencefil tozunu bir tatlı kaşığı bala karıştırarak her gün tüketilebilir. ‘Ölümden başka her şeye şifadır’ hadisinde de dikkat çekilen çörek otu, vücutta mikroplarla mücadele eden hücrelerin sayısını artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Öğütülerek tüketilmesi tavsiye ediliyor. Probiyotikler bağırsak florası için çok önemli. Çünkü canlı bakterilerle bağırsak sistemini destekleyerek hastalık yapan mikroorganizmaların üremesini engelliyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Probiyotik, yoğurtta bulunuyor. Yalnız marketten alınanlarda değil, evde mayalanan, birkaç gün içinde ekşiyen yoğurtlarda mevcut. Eğer evde bu sağlıklı yoğurttan elde etmek isterseniz marketlerde bebek ve çocuklar için satılan probiyotik yoğurtlardan satın alarak sütünüzü onunla mayalayabilirsiniz. İlk yaptığınızda yoğurdun yapısı farklı gelse de aynı mayayı birkaç kez kullandığınızda her şey normale dönüyor. Havuç, ıspanak, kabak, marul, brokoli, karaciğer ve domateste bulunan A vitamini bağışıklık sistemi hücrelerinin artışını sağlıyor. Balıkta bolca bulunan omega 3 yağ asitleri ile proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi de bağışıklık sistemimizi güçlendirecek önemli besin kaynakları arasında. Kabak, balkabağı, patateste bulunan betakeroten ise virüslere karşı koruyucu bir kalkan görevi görüyor.

Çocuk ve yetişkinler kışın nasıl giyinmeli?

Soğuk havalarda akciğer hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları, çeşitli grip türleri, nezle gibi hastalıklarda artış görülüyor. Soğuk hava tek başına hastalık yapmasa da kolaylaştırıcı rol oynuyor. Havaların serinlemesiyle birlikte çocuk ve yetişkinlerin tek kat ve kalın bir giysi yerine; ince, birkaç kat üst üste kıyafet giymesi tavsiye ediliyor. Böylece bulunduğunuz ortama göre vücut sıcaklığınızı ayarlayabiliyorsunuz, ani ısı değişikliği sebebiyle de hastalanmıyorsunuz. Sert ve karlı günlerde üşümeyi engellemek için termal iç çamaşırlar (yün) tercih edilebilir. Eğer bazı ciltlerde kaşıntı meydana geliyorsa cilde direkt temas eden kıyafetlerde yüzde 100 pamuklular kullanılmalı. Sentetik elyaf karışımının çok olduğu kıyafetler özellikle hareketli çocuklarda terleme yapar, mekân değişikliğiyle beraber normalden daha fazla üşümeye sebep olur. Çocuklar için baş, boyun ve kulakları örten şapka modelleri tercih edilmeli, yüzü rahatsız etmeyecek orta kalınlıkta atkılar da ağızdan soğuk hava girişini engellemek için kullanılmalı.

Doç. Dr. Atahan Çağatay*

“Antiviral ilaçlar elimizdeki tek koz, herkes kullanmamalı”

Gripte kuluçka süresi 1-7 gün arasında değişiyor. Hastalar belirtiler ortaya çıkmasından bir gün önceden itibaren 5-7 gün boyunca bulaştırıcı konumunda. Çocuklarda, yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda ve bağışıklık sistemi yetersiz kişilerde bu süre daha da uzun olabilir. İlk karşılaşılan vakalarda hekimler paniğe kapıldı. Hemen güçlü antivirallere başvuruldu. Bu ilaçlar H1N1 virüsünde etkili ama elimizdeki tek koz. Eğer her hastalanan bu ilaçları kullanırsa mikrop direnç geliştirecek, biz de elimizdeki tek silahı kaybedeceğiz. Antiviralleri doğru, ağır vakalarda hekim gözetiminde kullanmak zorundayız. Normalde gribe yakalananlara ne yapılıyorsa domuz gribi hastalarına da aynı tedavi uygulanıyor. Üç gün içinde rahatsızlıklarda azalma değil, artma gözlemlenirse vatandaşın gözlem altında tutulması gerekiyor.

(*) İÜ İstanbul Tıp Fak. Öğr. Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

02.11.2009

TÛBA KABACAOĞLU

31 Ekim 2009 Cumartesi

konserve yapımı,közlenmiş patlıcan salatası

közlenmiş patlıcan salatası

blogmanşetta sevgili yıldızımızın yeni yaş kaydını görünce uğrayıp kutlayayım dedim,yazıyı okuduğumdan beri gülüyorum, halihazırda karın kaslarım ağrımakta:))
unutkanlık maceralarını yazmış yıldız... onunkileri okurken kendi unutkanlığım geldi hatırıma;hadi bu da benden yıldıza gelsin;

geçende ,geçende dediğim aslında epey geçende olmuştur:))şimdi ben garaja girerken hep burnumun dikine dikine girerim,çıkarken geri geri yaklaşık beş altı manevra yapar öyle çıkarım:))eşim de sağolsun bi akşam şu kadına iyilik ediyim deyip arabayı ters çevirmiş ki bi seferde çıkabileyim..ama ne iyilik!!!

sabah çocukları okula götürmek için köstebek modumda çıktım evden,çocuklar bagaja çantalarını filan koyarken ben de herzaman açtığım kapıyı açıp yerime oturdum, ellerimi uzattım anaaaaaaaaaam!!!direksiyonum yokkk!!! o sırada dışarda hafiften bi kopuşmalar duyuyorum ama hiiç uyanmıyorum haa:))nerde layyynnn benim direksiyorum!!!!kızımın, ki kendisi harbi harbi ağırabladır ,karnını tutup yerlere doğru iki büklüm oluşunu görüyorum,o kadar kasılmış ki gülmekten..zar zor'' anneee n'apıyosun''diyor bana:))neyse uyandım sonunda ama akşamına babalarına yetiştirip beni madara etmeleri yetmezmiş gibi , şu gün olmuş hala sağlam malzemeyim onlara:)))

közlenmiş kırmızı biber

tepedeki patlıcan salatası yaz sonunda bahçeden toplayıp közlediğim patlıcanlardan mamul.yine yukarıdaki biberler de közlenip konserveleştirildikten sonra kışın tüketilmek üzere kilere yerleştirildi.

konservelerim

konserveleştirilmiş domatesler,fasulyeler,bamyalar ve patlıcanlar...konserve olayını dört beş yıldır gerçekleştiriyorum ve sonuçtan gayet memnunum.derin dondurucudan da faydalanıyorum ama konserveyi daha çok sevdiğimi itiraf etmeliyim.herhalde daha fazla uğraş gerektirdiği için:))

sanırım konservenin zamanı geçti ama nasıl yaptığımı anlatmakta fayda mülahaza ediyorum.(eh haftada bir iki draje edebi kitap yutunca böyle olacağı belliydi:))konserve yapım tekniğim kulakdolgunluklarıma eklediğim deneme yanılma tecrübeleriyle şekillenmiştir efem:))halihazırda kullandığım yöntem benim için gayet tatmin edici seviyededir...ama yeniliklere her daim açığımdır:))

konservesini yapmak istediğim sebzenin öncelikle en sağlamlarını seçtim,yıkayıp, ayıklayıp, gerekiyorsa doğrayıp ,temiz kavanozlara yerleştirdim,bamyalara limonlu su,fasulyelere sadece su,domateslere hiçbir şey eklemeden kapaklarını sıkıca kapatıp, konserve kazanıma yerleştirdim.üzerlerini 4 parmak geçecek kadar su ekleyip, yarım saat çok harlı olmayan ateşte kaynattım.(yarım saatlik kaynama süresi ,kaynama başladıktan sonraki yarım saattir unutmayınız!!)

yarım saatlik kaynama aşamasından sonra kavanozları almak için kazandaki suyun bayağı bi ılınmasını bekledim. sonra kavanozlarımı kazandan çıkarıp, bir bezin üzerine kapaklar alta gelecek şekilde yerleştirdim.veaaa asla kavanozların birbirine değmemesine özen gösterdim.nedenini hatırlayamıyorum ama bu kuralı uygulamam gerektiğine kendimi çok inandırmışım:))bu şekilde yerleştirdikten sonra yeniden üzerlerine bir mutfak örtüsü kapatıp onun altında iyice soğumalarını bekledim.budur işte:))) (Allahım yaa ben nasıl bu kadar bekleyebildim bilemiyorum:))

patlıcan ve kırmızı biberler için önceden közleme sefası!!! var ..tabii beş on kilo közlenmiş malzeme birden önünüze geldiğinde, birdahaki yıl için caydırcı sebep olabiliyorsa da kışın yiyenlerin ayy ayy ayyy!!! oyyy oyy oyy !!!ne güzel olmuşşş!!! nidaları caydırıcı sebebi rafa kaldırıyor:))

orda bir köy var...

geçen hafta köyden gelen hurmalar...cennet meyveleri...

2471

son kare bizden:))) oğlan-can ve mırmır-can:))

27 Ekim 2009 Salı

ekmek makinesinde brioche

brioche

ekmek makinesiyle birlikte ,bu arada bir evvelki postta yazdığım gibi mutfak gereçlerini hiç de sevmiyormuşum görüldüğü üzere:)))neyse...ekmek makinesiyle birlikte verilen tarifnamede nicedir gözüme çarpıyordu brioche . evvelce cafefernandoda gördüğüm tarifle elde yapmayı denemiştim ,hayli uzuuun soluklu bir macera olmuştu:))hoç onun da görseli tam bir facia!!

bu kez ekmek makinesinde denedim ve anladım ki o uuuuzun soluklu maceraya hiç gerek yokmuş..sadece şunu söyleyebilirim;bayıldık!! bayıldık!!

brioche

ekmeğin ipliğimsi dokusunu gösterebilmek için onun karnını yardım. biliyorum yine fecaat bir resim oldu:)) ama bu tür durumlar için daima yanlistemde tuttuğum cafefernando var:))onun görseli sanırım bu lezzeti anlatmaya daha muktedir ..

hmm tarifi yazmak lazım şimdi di mi? kitapçığımı kapıp geliyorum ben:))

60 ml süt
3 yumurta
140 gr tereyağ, ki o kadar tereyağı bana sürseler klodya şiffır olurdum:))
1,5 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı şeker
430 gr un ( 4,5 su bardağı gibi bişey oldu benimkisi)
1 paket instant maya

malzemeleri sırasıyla makinenin haznesine boşaltıyorsunuz..brioche ayarını seçiyorsunuz..gerisi makinenize kalmış..tamı tamına 3 saat 50 dakika sürüyor pişmesi..

11 Ekim 2009 Pazar

leyya'dan susamlı tavuk ve tefal actifry yorumu

tefal actifry

bilemiyorum bu konuda ne kadar yorum okudunuz, ben hiç okumadan gidip aldım geldim şu aleti:))gerekçem önce zamansızlık ,sonra kızımı bu yıl okula yemeksiz yazdırmamızdı.yoksa mutfakta alet kirliliğine tamamen karşıyım.elbette kullanamak isteyene saygım vardır, fakat benim favorim üzeri bomboş bir mutfak tezgahıdır herzaman.hoş bunu da kullandıktan sonra hemen yokediyorum ortalıktan:))

actifry kızartma:))

tam 15 gün oldu tefal actifryı alalı artık iki satır yazabilirim hakkında sanırsam:))öncelikle şunu belirtmek istiyorum ; bir kaşık yağla kızarttığınız patatesin görüntüsü o biçim ama tadı kesinlikle alıştığınız bol yağda kızarmış patatesin yerini tutmuyor.tabii marketlerde hazır satılan şoklanmış patatesler bunun dışında,onlar gayet lezizler, zira hazırlık aşamasında bir ön kızarma işlemine tabi tutuluyorlar ki bu da zaten yağ içerdikleri anlamına geliyor.şahsen ben bunları tüketmekten kaçındığım için (alt kat sakini deneme amacıyla vermişti o zaman tattım:))hala babanemin yöntemlerini kullanıyorum :))(en azından soyup doğramak konusunda)

actifryla ilk kızartmadan sonra yağ miktarını iki kaşığa çıkardım alıştığımız tada biraz yaklaştık diyebilirim..yakında üç de yetmez dört olsun dememek için kızartma olayını seyrelttim:)) et tavuk olayına girdim...

önce kabaklı,patatesli,havuçlu,kuşbaşı etli ve bir kaşık yağlı bir bir birrr ay ne denir ki buna kavurma mı kızartma mı!!!herneyse işte öyle birşey denedim hepsini aynı anda yerleştirdim hazneye ,30 dakika kadar pişirdim sonuç mükemmeldi diyebilirim .bütün malzemeler gayet leziz ve güzel pişmişti, afiyetle yedik.yalnız belirtmeliyim ki, eti daha evvelden soğan suyu ,zeytin yağ (bir kaşık:) ve sütle terbiye etmiştim.

susamlı tavuk

susamlı tavuk

bugün de tavuklu bir deneme gerçekleştirdim.kuşbaşı doğradığım göğüs etine biraz köri, biraz kekik ,biraz tuz ,biraz susam ve birazcık da soya sos ekledim ki bu sonuncusunu bir daha hiçbişeye katmayı düşünmüyorum açıkcası.soya sos tamamen yıllardır tariflerde görüp özendiğim, nihayet ''ay herkeste var, benim neyim eksik'' babından aldığım bir ürün:)) bir kaç kez salataya filan katmıştım pek anlamadık, yedik. ama bugün tavukta sevmedim..yok !!cixx!! bi daha kullanmayacağım!!!tmm konuya dönüyorum yukarıda saydığım malzemeleri tavuk etiyle harmanlayıp actifryın haznesine yerleştirdim, 30 dakika pişti..

susamlı tavuk

görüntü gayet tatmin ediciydi tadı da öyle,herşeye rağmen:)).. oldukça güzel kızarmıştı.

anlaşılan tefal actifry ile et,tavuk ,ve onlarla yapılan ortaya karışık tarzında yemekler gayet tatmin edici, fakat esas reklam malzemesi olarak kullanılan patates amaca ulaşmamış .

başta zamansızlık nedeniyle aldım demiştim ya;eğer patates kızartmak yerine yukarıda bahsettiğim tarzda yemekleri tercih ederseniz hakikaten zamandan oldukça tasarruf edebilirsiniz, çünkü dilediğiniz malzemeyi katıp karıştırıp hazneye boşaltmanız ve zamanlayıcıyı ayarlamanız yeterli .kendi kendine karıştırıyor, pişiriyor süre bittiğinde sizi çağırıyor:))yok ben patates kızartacağım derseniz benden size bir bilgi:
1 kg patatesi tam kırk dakikada kızartıyor.

son not; bahse konu olan tavuk yemeğini bir teflon tavada da gayet rahatlıkla pişirebilirsiniz.ben şimdilik okuldan gelir gelmez yarım saat içerisinde ne kadar iyi bir sofra hazırlayabilirimin peşinde olduğumdan bu denemeleri gerçekleştiriyorum.eğer bu okul olayına bulaşmamış olsaydım ,böyle bir ürünü bu kadar hevesle alır mıydım..bilemiyorum doğrusu..ayyy amma uzatmışım. sağlıcakla kalın:))

28 Eylül 2009 Pazartesi

kızılcık marmelatı, bol resimli bir yazı

kızılcıklar oldu mu?


bugün itibariyle başladık yine.hayır yani yollarıma kırmızı halılar döşeyin diyen yok ama şu alaycı dürtmeler adamı sinir harbine sokuyor.
_ay yine mi sen!!!
_ay sen bitirmedin mi daha!!!
_bla bla bla!!!
ve daha pek çok sözsüz tavır...başka okullarda durum nasıl bilemiyorum ama bizimkinde aflılara ifrazat muamelesi yapılıyor resmen.hoç bu durum bende yılgınlıktan ziyade intikam hissi uyandırıyor ama yine de kertenkele gibi kapılarda sürünmek bu yaştan sonra çok gıcık bişey:))üstelik geçen dönem olduğu gibi bu dönem de derslerimle ilgili birsürü problem var .bugün bütün gün çözüm mercii aradım durdum ama nafile.laylaylom tarzında gittiğim okuldan sürünerek geldim eve vesselam:))umuyorum ki yarın herşey güzel olacak ( olmalı!! yani Allahım n'olur olsun:))


kızılcıklar pişmeyi beklerken


bu kez bir marmelat tarifi var sırada..bunlar da bahçemizin kızılcıkları..

kızılcıklar pişerken
malzemeler sadece

1 kg kızılcık
1.5 kg şeker
1 adet limon

kızılcıkları yıkayıp, ayıklayıp hiç su eklemeden tencereye aldım ,kısık ateşte ağzı kapalı bir halde kızılcıklar iyice yumuşayıncaya dek pişirdim.kevgirden geçecek kadar pişip, yumuşadığında altını kapatıp soğumasını bekledim .soğuyan kızılcıkları orta boy delikli bir kevgirden geçirip 1.5 kg şeker eşliğinde yeniden yaklaşık 2o-25 dakika kadar orta ateşte kaynattım .son olarak yarım limonun suyunu ekledim ve yarım dakika kadar kaynatıp soğumaya bıraktım.

kızılcık marmelatı final

sonuç budur.servis önerisi yok tencereden buyrun:))

bu arada yıllardan bu yana çektiğim o kadar çok fotograf varki pcde.büyük çoğunluğu köyümüzden..kimi zaman yazılarıma iliştirmek niyetindeyim onları.işte başlangıç olacak bir kaç kare;

okul yolu düz gider

okuldan...yorumsuz:))

çadırımız:))

bu yıl hayallerimizdeki tatili balkonumuzda yaptık:))))nasıl derler bilirsiniz;
siz tatile gidemiyosanız,tatil size gelsin:))

yağmurdan sonra riva

son yağışlardan sonra arka bahçemizin durumu

)):

oğlumun bulup getirdiği minyatür kabak:))

18 Eylül 2009 Cuma

ahududu reçeli ,hayırlı bayramlar

2010

bu yılki yaz sonu ,bahçe bozumu ve taşınma sendromlarını da sağ salim atlatıp evimize dönmüş bulunmaktayız Allahıma şükürler olsun.dile kolay iyi aydır eşimin robinson crusoe formatında kurguladığı hayatı yaşıyoruz )):oysa ki bırakın robinsonun karısını ,cuma bile olacak potansiyel yok bende.robinson evli miydi acaba ki)):neyse..evli olsa eminim karısının canı bayaa bi sıkılırdı)):

bilindik bir çin atasözü vardır (aslında kaynağını azteklere kadar indirenler bile var)):işte o atasözüne işaretle diyebilirim ki ;baktık ki bu yıl da köyde yaşam kaçınılmaz o halde biz de tadını çıkaralım kendi çapımızda.neler yaptığımızı fotolarıyla birlikte anlatmayı zamana bırakıyorum zira ramazan henüz bu gece itibariyle sona erdi.büyük sabır imtihanının yorgunluğu hala üzerimde iken fotolarla uğraşıp ağır işleyen pcmizin ekranına kafa atmak istemiyorum.

uyandığımızda bir aylık aradan sonra ilk kahvaltımızı yapacağız.ardından evimizin babasının karşısına dizim dizim dizilip elini öpecek, bayram harçlıklarımızı alacağız.muhtemelen ben harçlığımı beğenmeyip çocuklarıda örgütleyerek hır gür çıkaracağım)):yine kuvvetle muhtemel bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek)):ben yine harçlığımı çocuklara hibe edeceğim..ah bilseniz yavrularım,herşey sizin için)):


yemek 955

yaz sonu ramazana rastladığı için bu yaz bahçeden her topladığımızı hemen sofraya getirip tüketemedik.günler uzun olduğu için kendimi de oyalamak babından elime geçeni ya dondurucuya atarak ya konserve yaparak ya da reçel kılığında değerlendirdim.ahududularda reçelleştirdiklerimden)):


IMG_5636
tarifimi yazıp bayramlaştıktan sonra gideyim buralardan;

1 kg ahududu
1 kg şeker
yarım limonun suyu

duduları bir gece evvelden şekere yatırdım.ertesi sabah şeker oldukça erimiş ahududuların rengini almıştı.ateşe oturtup kaynamasını bekledim ardından 25 dakika kadar orta ateşte kaynatıp limon suyunu ekledim ve bir iki taşım daha kaynatıp altını kapattım.soğuyunca kavanoza boşalttım.

ahududu oldukça sulu bir meyve olduğu için onu buzdolabında saklamayı tercih ediyorum aksi takdirde çabuk küflenip bozulabiliyor.belki bu sorunu şeker miktarını ve kaynama süresini arttırarak çözebiliriz ama o zaman da çok tatlı ve rengi bozuk bir reçelimiz olacak.ben buzdolabında yer açmayı tercih edenlerdenim.

uzun yıllardır geçirdiğim en güzel ramazanın ardından bayrama ulaştığım için bu bayram daha bir özel geliyor bana.sırf bedenle değil ruhla birlikte tutulan orucun zevki hakikaten başkaymış.unutmuştum,hatırladım.

sizin için de özel bir bayram olmasını diliyorum....

03 Eylül 2009 Perşembe

leyyanın röportajı


iyyykkk enginar dolmasından fenalık geldi diyenler için güzel bir haberim var)):
http://www.cocukdayaparimkariyerde.com/ sayfasından sevgili habibe ile güzel bir röportaj gerçekleştirmiştik nice zaman evvel.ben buralarda fazlaca olamadığımdan yayınlanlaması bugünlere kaldı.ben de bugün ilk kez okudum ve kendimi okurken kendim keyiften dört köşe oldum diyebilirim )):okumayı dileyenler linke tık yapabilirler.
resim kısa süre evvel gerçekleştirdiğimiz küçük gezimizden .burası öyle sanıyorum ki 70 yıl kadar evvel köyün muhtarına ait misafir konağıymış.şimdiyse neredeyse konağın kendisi misafir olmuş şu kavanoz dipli dünyada)):

21 Temmuz 2009 Salı

zeytinyağlı enginar dolması

okul bitti...sınavlar bitti...böle çarpa 16ya düşürdüğüm derslerden sadece biri kaldı sınavını veremediğim..fakat şu insanoğlu ne tuhaf bir varlıktır ki önceleri amaaaan veremediysem veremedim dert mi derken şimdi her gece yatmadan evvel kendime iki laf sokuşturmadan uykuya geçemiyorum)):bre kadın 15 veren 16ncıyı da bal gibi verirdi.evet o meş'um olay olmasaydı bal gibi de verirdim , ama bir gün öncesinde eğitim bilimleri hocalarından biriyle gırtlak gırtlağa gelince balata ,kayış, efendime söyliyim akılsağlığımı ayakta tutan ne kadar aksam varsa hepsi birden zembereğinden boşaldı)):ya katil olup mahpus damlarında boncuklardan tespih,yılan mılan örecektim ya da ..neyse yaaa)):şurda miss gibi enginar dolmasını yazacakken...töbe töbeee..

yemek 861

aylardır mutfak hakimiyetimi tamamen eşime kaptırmıştım.evdeki konumumu koruyan tek şey pirinç pilavıydı.Allahtan hemen her yemeği mantığıyla pişirebilen eşim pirinç pilavını mantık süzgecinden birtürlü geçirememişti)):taa ki sınavlarımın bittiği o son güne kadar..benim final ve bütünlemelerim olduğu sırada eşim rahat çalışabileyim!!! diye oğlanı alıp köye gitmişti.sınavların bittiği gün burada benimle kalan caaanım kızımla birlikte apar topar köye yollandık bizde.açlıktan perşanız tabii)):

eve vardığımızda sofrada ne vardı tahmin edin;pirinç pilavı!!!adam sen yeme içme git pilav pişirmesini de öğren)):işte o an benim sıfırlandığım andı..eşimin yüzündeki haddinden fazla gülümseme ..çocuklarda alaycı bakışlar)):derhal birşeyler yapmalıydım ki Allahtan hernasılsa bir ara nette enginar dolmasını görmüş hade beaaah!!bu da yenir mi ki?demiştim.

ertesi gün bahçedeki keşif gezim sırasında dallarında kalabilmeyi başarmış 4 adet enginar gördüm.olur mu olur deyip bağ makasını kaptığım gibi budadım hepsini..yıkadım bi güzel .içinden örümcek bile çıktı valla)):çok dikkatle yıkamak gerekiyor yaprakların arasını belirtmeliyim..


yemek 848

tabii bu arada tarifi imkansız duygular içindeyim.bi yanda eşimin karizmama attığı kocca çiziği onarma dürtüsü öte yandan bahçenin son enginarlarını heba etme riski...ama aslolan karizmadır deyip;

yemek 849

başladım içini hazırlamaya .. köy demek mahrumiyet demek .malzemenin üçünü bulsan biri noksan kalacak illaki)): çamlara baktım kozalaklar hala yeşil .eh napalım fıstıksız olsun.ee üzüm de yok.aman o da olmasın napalım gaari derken bulabildiklerimi karıştırıp bildiğimiz usulle zeytinyağlı içini hazırladım.

bolca soğan

pirinç

dereotu

maydanoz

baharat

adı üstünde zeytinyağı)) derken hiç de fena olmadı.


yemek 851



yemek 850

hazırlanan iç malzemeyi küçük kaşık yardımıyla enginarın ortasından başlayarak yaprak aralarına (yok aslında bulabildiğim her boşluga)):doldurdum.bunlar pişerken burda nasıl duracaklar diye düşünmeden de edemedim.

yemek 855

hepsini genişçe bir tencereye bitişik nizam oturtup yarım litre kadar su ekleyip pişmeye bıraktım ve sonuç..pirinçlerin bi tanesi bile suya düşmedi..hatta buharda piştikleri için çok daha leziz oldular.

yemek 857



yemek 859

bi defa yemesi çok zevkli.alt kısımdan itibaren yaprakları birer birer hafifçe çektiğinizde zeytinyağlı içle birlikte elinize geliyor.yaprağı kaşık niyetiyle kullanıyorsunuz)):öte yandan enginarın kokusu zeytinyağlı malzemeye sirayet etmekle kalmıyor ona müthiş birde tat veriyor.

yemek 861

kalan iç yaprakları birer birer açarken ortaya çıkan görüntüyü benim karizma düşmanları çıldırtan merak ve hayranlık dolu gözlerle izleyip tacımı tahtımı geri verdiler elime))):

yeaaaah kolaymıymış ööle bi anneyi tahtından etmek,hürremlerin, kösem sultanların ahfadıyız biz)):

bu arada son resim yok...o da denemek isteyenlere sürpriz olsun.orta kısımdaki tüyleri kaşık yardımıyla kolaylıkla kenarlara öteleyip ortada kalan enginarı afiyetle yiyebiliyorsunuz.

biz karar verdik artık evimize çıplak enginar girmeyecek.heeep böyle yiycez..

hıh son olarak okul konusunda bana iyi niyetleriyle büyük destekte bulunan tüm blogger arkadaşlarıma çok ama çok teşekkür ediyorum.hakikaten çok gaz verdi bu bana.hatta şöyle diyim;

ayol siz adama doktora bile yaptırırsınız)):


06 Temmuz 2009 Pazartesi

ellerime sağlık yaşpastası

sayfamda etli tarif varsa et değil de ben kurtlanıyorum nedense.onun orda uzun zaman kalması beni rahatsız ediyor.ne biliiim seven var sevmeyen var .hatta et görünce öğğğk olan var ki bu guruba yanlış bilmiyorsam vajeteryan deniyor.bu nedenle gidip arşivden otçul ya da hamurcul (tamamen kafiye gereği oldu bu) bişeyler buliim bari)):hatta şansım varsa şööle çikolatalı şantili yumşak yumşak kekli bi tarif bile bulabilirim.

IMG_5007

çok ballıyım ahanda buldum)):tabii bunun ne kadarı bal orası tartışılır çünkü bu da bir evvelki post gibi geçen yazın mahsulü.kimbilir şimdi hangi hücremin çeperine ya da çekirdeğine yok yok lizozomuna malzeme oldu gitti..hey gidi günler heyyy..neyse hemen tarifi verip gidiyim gerçi çok zor yaa siz şimdi yapamazsınız bunu ha)):

şimdi alıyorsunuz bir adet kakaolu pastabanı.ay sakın üçe bölmeye filan kalkışmayın haa)):(iyice çekilmez bişi oldum çıktım)):bir yanda siz 2 paket kakaolu krem şantiyi usulünce çırparken öbür yanda kızınız ,oğlunuz, eşiniz ,yardımcınız, Allah ne verdiyse işte o da hazır çikolaya sosunu tarife uygun pişiriyor.zaten üçe bölünmüş olan kekin katlarını süt ,su ,meyve suyu canınız nasıl çekerse onunla ıslatıyorsunuz .ara katlara kakaolu kremşantiyle kaplayıp arasına çikolatacıklar(adı aklıma gelmedi )serpiştiriyorsunuz.hatta bu noktada da tamamen içsesinizle birlikte hareket etme özgürlüğüne sahipsiniz.canınız arasında ne görmek isterse doldurun gitsin.katları birbiri üzerine kapatıp en üst katı da kalan şantiyle kaplayıp soğumuş çikolata sosunu herbiyanına boca edip dolaba gönderiyorsunuz.(bu arada hatırladım o şeylerin adı damla çikolataydı)ben sade sevdiğim için üzerini süslemedim.yalaaaaannn ben o kısımı beceremediğim için süslemedim)):herneyse canıııım yedik gitti işte...

e iki sütlü bi sade hadi bana müsade.söylemesi ayıptır yarın dilbilgisi (öğğğğğkk)sınavım var da.vurun ben öliiim!!!bu arada en güzel sayfa beyaz sayfa...ay neydi ööle cingene gibi kıpkırmızı di mi?şu sınavlarım bitsin öteki sayfamı da yatırcam çamaşır suyuna)):

03 Temmuz 2009 Cuma

fırında kuzu butu veaaaa son kerte)):


bugünki aklım olsaydı şu okul işine asla ve kat'a bulaşmaz, tipik ev hanımı modumda evimde oturup günün popüler şarkılarını mırıldanaraktan siler sürter ,mutfağımda ya da çalışma odamda kendi kendime debelenir dururdum.oysa şimdi öyle mi ya?eve geldiğimde önüme ne konursa yiyip doooğru ders çalışmaya koşuyorum..üstelik hangi şarkılar in hangileri out onu bile bilmiyorum)):hıı ama maykıl ceksın ölmüş bak onu duydum...tina törnır sağ mı acep?bi de gençliğimde en çok sevdiğim şarkıcılardan rick sprigfield vardı...kim bilir ona n'oldu???elinin körü google diye bişey var çok merak ediyosan sor ören !!!ayıp içses bari şurda yapma!!bi git yaaa!! (af buyrun son zamanlarda o kadar gerildik ki içses ve ben, ulu orta birbirimizi yiyoruz artık.)

hayatımın hiçbir döneminde bu kadar zorlandığımı ,bu kadar gerildiğimi, bu kadar haksızlıklar karşısında baba gibi diklenip ,tarihin şanlı sayfalarındakileri aratmayacak derecede savaş verdiğimi hatırlamıyorum.içses çok zaman ''yaa basıp gidelim deli miyiz neyiz !!ne işimiz var burlarda!!''dese de evde benim için fedakarlık ötesi durumlar sergileyen eşim ve çocuklarımın halini hatırlayıp ''nayırr!!nolamaz!!'' dedik..

son olarak şu an için girdiğim 14 sınavdan sadece biri kaldı veremediğim..o da nazarlık olsun gaari)):bitti mi ?hayırrr...daha uzatmalar var)): sonra bahar döneminde yine bu kadar ders...sınav ..peki gücüm var mı?an itibariyle beynim sünger,bedenim hallaç pamuğu gibi..

evett sıra tarife geldi nihayet..kendisi teee geçen yaz soframızdaydı aslında)):üç dört yıldan beri her yaz köyümüzün çobanı nimete bir adet kuzu kestirdikten sonra haftasonu kolonice yemek gibi bir gelenek geliştirdik.resimdeki kalan butun çekirdek ailemize uyarlanmış hali...

1 adet kuzu but

dilediğiniz kadar dilim patates

biber miber)):(hatta sebzeli olsun isterseniz domates momates ,patlıcan matlıcan ,ilh...milh...))

yarım çay bardağı susam

kimyon,tuz,kekik

azıcık sıvıyağ

butu büyük parçalara böldüm..sadece tuzlayarak önce yağlıkağıt ,ardından folyoyla paket yaptım orta ateşte yaklaşık 45 dakika fırınladım..

sonraki aşamada eti fırından alıp elbisesini çıkardım tepsinin ortasına yerleştirdim.ardından dilim patatesleri sıvıyağ ,tuz , kimyon ,kekik ve susamla harmanlayıp etin etrafına yerleştirdim.elimin altındaki iki biberi de ekleyip orta ateşte yaklaşık yarım saat daha fırınladım.